Yurt Dışındaki Mahkeme Kararı Türkiye’de Geçerli mi?

Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizi arasındaki farkı, temel şartları ve dikkat edilmesi gereken hukuki noktaları öğrenin.

Akca Hukuk ve Danışmanlık
Akca Hukuk ve Danışmanlık

⚖️ Antalya • 2011 • Avukatlık & Hukuki Danışmanlık ⚖️

11 Eylül 2026
0 dakikalık okuma

Yurt dışında bir mahkemeden karar alınmış olması, bu kararın Türkiye’de hiçbir hukuki değer taşımadığı anlamına gelmez. Ancak yabancı bir mahkeme kararı kendiliğinden Türk mahkemesi kararıyla aynı icra gücüne de sahip olmaz. Kararın Türkiye’de hangi amaçla kullanılmak istendiğine göre tanıma veya tenfiz süreci gündeme gelebilir. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun, yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tanınması ve tenfizine ilişkin temel çerçeveyi düzenlemektedir.

Buradaki en önemli ayrım, yabancı kararın Türkiye’de yalnızca hukuki durumun kabul edilmesi için mi kullanılacağı, yoksa kararın fiilen icra edilmesinin de mi beklendiğidir. Bir alacağın tahsili ile yabancı ülkede verilmiş bir kararın Türkiye’de kesin hüküm etkisinin kabul edilmesi aynı hukuki ihtiyacı ifade etmez.

Tanıma ve tenfiz arasındaki temel fark nedir?

Tanıma, yabancı mahkeme kararının Türkiye’de kesin hüküm veya kesin delil etkisinin kabul edilmesine yöneliktir. Başka bir ifadeyle yabancı ülkede ortaya çıkan hukuki durumun Türkiye’de de dikkate alınabilmesini sağlar.

Tenfiz ise bundan daha ileri bir sonuç doğurur. Yabancı mahkeme kararının Türkiye’de icra edilebilir hâle gelmesi için tenfiz gerekir. Tenfiz kararı verilen yabancı ilam, kanunda öngörülen çerçevede Türk mahkemelerinden verilmiş kararlar gibi icra edilebilir.

Örneğin yabancı bir mahkeme kararında yalnızca belirli bir hukuki statünün tespiti söz konusuysa tanıma yeterli olabilir. Buna karşılık bir tarafın diğerine belirli bir bedel ödemesine hükmedilmiş ve bu bedelin Türkiye’deki malvarlığından tahsil edilmesi isteniyorsa tenfiz ihtiyacı gündeme gelebilir.

Bu nedenle tanıma ile tenfiz birbirinin farklı isimleri değildir. Karardan Türkiye’de beklenen sonuç, hangi hukuki yolun gerekli olduğunun belirlenmesinde temel noktadır.

Her yabancı mahkeme kararı tenfiz edilebilir mi?

Yabancı bir kararın varlığı tek başına tenfiz için yeterli değildir. Öncelikle yabancı mahkemenin hukuk davalarına ilişkin olarak verdiği kararın, verildiği ülkenin hukukuna göre kesinleşmiş olması gerekir. Ayrıca kanunda tenfiz bakımından öngörülen başka şartlar da bulunmaktadır.

Bunlardan biri karşılıklılık koşuludur. Türkiye ile kararın verildiği devlet arasında karşılıklı tenfize imkân veren bir anlaşmanın, kanuni düzenlemenin veya fiili uygulamanın bulunması gerekebilir. Buna karşılık tanımada bu karşılıklılık şartı uygulanmaz. Bu ayrım, tanıma ile tenfizin neden aynı şekilde değerlendirilmemesi gerektiğinin önemli örneklerinden biridir.

Yabancı kararın Türk mahkemelerinin münhasır yetkisine giren bir konuda verilmemiş olması da değerlendirilir. Ayrıca kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması gerekir.

Savunma hakkına ilişkin güvenceler de önemlidir. Hakkında karar verilen kişinin yabancı mahkemeye usulüne uygun şekilde çağrılıp çağrılmadığı, temsil edilip edilmediği veya kararın kişinin savunma imkânını hukuka aykırı biçimde ortadan kaldıran bir süreç sonunda verilip verilmediği tenfiz aşamasında tartışma konusu olabilir.

Bu şartlar nedeniyle “Yabancı mahkeme kararı kesinleştiyse Türkiye’de mutlaka uygulanır” şeklinde genel bir sonuca varmak doğru değildir.

Türk mahkemesi yabancı davayı yeniden mı görür?

Tanıma ve tenfizin sık yanlış anlaşılan yönlerinden biri, Türk mahkemesinin yabancı ülkede görülen davayı baştan sona yeniden inceleyeceği düşüncesidir.

Tanıma veya tenfiz incelemesinin temel amacı, yabancı mahkemenin uyuşmazlığın esası hakkında verdiği kararın yerine yeni bir karar vermek değildir. İncelemenin odağında, yabancı kararın Türk hukukunda tanınması veya icra edilmesi için gerekli hukuki şartların bulunup bulunmadığı vardır.

Bu ayrım önemlidir. Yabancı mahkemenin delilleri nasıl değerlendirdiği veya taraflardan hangisini haklı bulduğu ile kararın Türkiye’de hukuki etki doğurabilmesi aynı tartışma değildir.

Bununla birlikte kararın Türk kamu düzenine açıkça aykırılık taşıyıp taşımadığı, savunma hakkının korunup korunmadığı veya mahkemenin yetkisine ilişkin kanundaki koşullar gibi konular Türk mahkemesinin değerlendirmesine konu olabilir.

Dolayısıyla tanıma ve tenfiz, yabancı davanın ikinci kez görülmesinden ziyade yabancı kararın Türkiye’de hangi hukuki etkiyi doğurabileceğinin incelenmesi olarak anlaşılmalıdır.

Başvuruda belgeler neden kritik önem taşır?

Yabancı mahkeme kararının Türkiye’de kullanılabilmesi için kararın kendisinin yanında belirli belgelerin de sunulması gerekebilir.

Tenfiz başvurusunda yabancı mahkeme kararının usulüne uygun biçimde onanmış aslı veya onaylı örneği ile bunun onanmış tercümesi önem taşır. Bunun yanında kararın kesinleştiğini gösteren belgenin ve ilgili tercümenin de dosyada bulunması öngörülmektedir.

Bu nedenle uygulamada yalnız kararın içeriği değil, belgenin kesinleşme durumu, onay şekli ve tercümesi de sürecin önemli parçaları hâline gelir.

Kararın hangi ülkede verildiği ayrıca önem taşıyabilir. Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, genel kanun hükümlerinden farklı veya tamamlayıcı düzenlemeler içerebilir. Bu nedenle yabancı kararın geldiği ülke bilinmeden bütün tanıma ve tenfiz süreçleri için tek bir belge listesi veya tek bir prosedür bulunduğunu söylemek doğru olmaz.

Özellikle farklı ülkelerden alınan belgelerin tasdik, tercüme ve Türkiye’de kullanılma biçimleri bakımından dosyanın kendi özellikleri dikkate alınmalıdır.

Hangi yabancı kararlar daha sık tanıma veya tenfiz ihtiyacı doğurabilir?

Yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de hukuki etki doğurmasına ilişkin ihtiyaç yalnız ticari uyuşmazlıklarla sınırlı değildir.

Aile hukukuna ilişkin kararlar, alacak ve tazminat hükümleri, sözleşme uyuşmazlıkları, şirketlerle ilgili bazı kararlar veya kişiler arasındaki farklı özel hukuk ilişkileri yabancılık unsuru taşıyabilir. Ancak her kararın konusu aynı olmadığı gibi, Türkiye’de yaratması istenen sonuç da aynı değildir.

Örneğin bir yabancı kararın yalnızca Türkiye’deki başka bir hukuki işlemde esas alınması istenebilir. Başka bir dosyada ise yabancı ilamda hükmedilen para alacağının Türkiye’de icra edilmesi amaçlanabilir.

Bu nedenle yabancı kararın başlığından hareket ederek doğrudan “tanıma gerekir” veya “tenfiz gerekir” demek yerine, kararın hüküm bölümünün ve Türkiye’de ulaşılmak istenen sonucun birlikte değerlendirilmesi daha sağlıklı olur.

Hangi noktalarda hukuki risk ortaya çıkabilir?

Tanıma ve tenfiz süreçlerinde sorunlar çoğu zaman yabancı kararın varlığından değil, kararın Türkiye’de nasıl kullanılacağının yanlış değerlendirilmesinden kaynaklanabilir.

Kararın henüz kesinleşmemiş olması, gerekli belgelerin veya tercümelerin usule uygun hazırlanmaması, karşı tarafın yabancı yargılamada usulüne uygun biçimde davet edilmediğini ileri sürmesi, tenfizde karşılıklılık koşulunun bulunup bulunmadığı konusundaki belirsizlik veya kararın Türk kamu düzeniyle ilişkisinin tartışmalı hâle gelmesi süreci etkileyebilir.

Kararın yalnız bir bölümünün Türkiye’de icrası isteniyorsa bunun da ayrıca değerlendirilmesi mümkündür. Kanun, şartların oluşmasına göre yabancı ilamın kısmen veya tamamen tenfizine ya da istemin reddine karar verilebilmesini öngörmektedir.

Ayrıca yabancı kararın konusu aile hukuku, ticaret hukuku veya başka özel bir alana ilişkinse görev, yetki ve uygulanabilecek özel düzenlemeler bakımından dosyaya özgü inceleme gerekebilir.

Profesyonel hukuki değerlendirme ne zaman önem kazanır?

Yurt dışında alınan kararın Türkiye’de kullanılmasının planlandığı anda öncelikle üç sorunun cevaplanması gerekir: Karar kesinleşmiş mi, Türkiye’de hangi sonucun doğması isteniyor ve karar hangi ülkenin mahkemesinden verilmiş?

Bu soruların ardından tanıma mı yoksa tenfiz mi gerektiği, hangi belgelerin hazırlanacağı, uluslararası bir sözleşmenin uygulanıp uygulanmadığı ve karşı tarafın ileri sürebileceği itirazlar değerlendirilebilir.

Özellikle yüksek tutarlı alacak kararlarında, yabancı boşanma veya aile hukuku kararlarında, şirketlere ilişkin uyuşmazlıklarda, birden fazla ülkede malvarlığı bulunan taraflarda ya da kararın Türkiye’de icra edilmesi planlanıyorsa profesyonel hukuki değerlendirme daha önemli hâle gelebilir.

Buradaki amaç yabancı kararın sonucunu yeniden tartışmak değil; Türkiye’de hangi hukuki etkiyi doğurabileceğini ve bunun için hangi sürecin gerekli olduğunu doğru belirlemektir.

Yabancı Kararın Varlığı ile Türkiye’deki Etkisi Aynı Şey Değildir

Yurt dışında verilmiş ve kesinleşmiş bir mahkeme kararı önemli bir hukuki belgedir. Ancak kararın başka bir ülkede verilmiş olması nedeniyle Türkiye’de yaratacağı sonuç ayrıca değerlendirilir.

Tanıma, yabancı kararın kesin hüküm veya kesin delil etkisinin kabul edilmesine; tenfiz ise belirli şartlar altında kararın Türkiye’de icra edilebilmesine yöneliktir. Bu ayrım doğru yapılmadan başlatılan süreçler zaman ve usul açısından sorun yaratabilir.

Bu nedenle temel soru yalnızca “Yurt dışındaki karar Türkiye’de geçerli mi?” değildir. Asıl sorulması gereken, “Bu kararın Türkiye’de hangi hukuki sonucu doğurmasını istiyoruz?” sorusudur. Tanıma ile tenfiz arasındaki yol ayrımı da tam olarak bu noktada başlar.

İlgili Yazılar