Şirket Ortakları Anlaşamazsa Karar Süreci Nasıl Kilitlenir?
Şirket ortakları arasındaki sürekli anlaşmazlığın karar alma, yönetim ve şirket faaliyetlerini nasıl kilitleyebileceğini ve olası riskleri öğrenin.
LL.M. Avukat 👩🏻⚖️ Master of LAW Graduate
Şirket ortaklığı yalnızca sermayenin paylaşılması anlamına gelmez. Ortakların şirketin yönetimi, yatırımlar, kâr dağıtımı, finansman, yöneticilerin belirlenmesi veya şirketin geleceği gibi temel konularda da karar vermesi gerekir. Ortaklar arasında görüş ayrılığı bulunması tek başına olağan dışı değildir. Sorun, bu ayrılıkların şirketin karar alamaz hâle gelmesine dönüşmesiyle başlar.
Özellikle ortaklık paylarının birbirine yakın olduğu yapılarda veya belirli kararlar için yüksek çoğunluk aranan şirketlerde, tarafların sürekli farklı yönde oy kullanması karar kilitlenmesi olarak adlandırılabilecek bir durum yaratabilir. Böyle bir kilitlenme yalnızca ortaklar arasındaki ilişkiyi değil, şirketin günlük faaliyetlerini, yatırımlarını ve ticari devamlılığını da etkileyebilir.
Bu nedenle ortaklık kurulurken yalnızca “kim ne kadar pay sahibi olacak?” sorusuna değil, ortaklar anlaşamadığında karar mekanizmasının nasıl işleyeceğine de cevap aranması önemlidir.
Karar kilitlenmesi ne anlama gelir?
Şirketlerde kararlar, şirketin türüne ve kararın niteliğine göre genel kurul, yönetim kurulu veya müdürler gibi farklı organlar tarafından alınabilir. Kanun veya şirket sözleşmesi ise belirli kararlar için toplantı ve karar yeter sayıları öngörebilir.
Karar kilitlenmesi, gerekli çoğunluğun sürekli olarak sağlanamaması nedeniyle şirketin ihtiyaç duyduğu kararların alınamaması durumudur.
En basit örneklerden biri iki ortağın şirket üzerinde eşit veya birbirine yakın güç sahibi olmasıdır. Ortaklardan biri bir yatırımın yapılmasını isterken diğeri karşı çıkıyorsa ve gerekli çoğunluk sağlanamıyorsa karar alınamayabilir.
Ancak kilitlenme yalnız iki ortaklı şirketlerde görülmez. Çok ortaklı şirketlerde ortakların farklı gruplara ayrılması, belirli ortaklara özel haklar tanınması veya bazı kararların ağırlaştırılmış çoğunluğa bağlanması da benzer sonuçlar yaratabilir.
Bu nedenle pay oranı ile karar gücü her zaman aynı şey değildir.
Hangi kararlar şirket faaliyetlerini daha fazla etkileyebilir?
Her anlaşmazlık şirketi aynı ölçüde etkilemez. Örneğin küçük bir operasyonel tercih konusunda ortakların farklı düşünmesi şirketin faaliyetlerini durdurmayabilir. Buna karşılık bazı kararların alınamaması doğrudan şirketin geleceğini etkileyebilir.
Yeni yatırım yapılması, sermayenin artırılması, şirketin finansman ihtiyacının karşılanması, önemli sözleşmelerin onaylanması, yöneticilerin belirlenmesi veya değiştirilmesi, şirket merkezinin değiştirilmesi, önemli varlıkların elden çıkarılması ya da şirket faaliyetlerinin yeniden yapılandırılması gibi konular daha belirleyici olabilir.
Ortaklar bu tür konularda sürekli karşı karşıya geldiğinde şirket hukuken varlığını sürdürse bile fiilen hareket kabiliyetini kaybedebilir.
Örneğin şirketin yeni finansmana ihtiyacı olduğu hâlde ortaklar sermaye artırımı konusunda anlaşamıyorsa finansal sorunlar büyüyebilir. Yönetim organının yenilenmesi gerekiyorsa ancak gerekli karar alınamıyorsa şirketin yönetim yapısında sorun çıkabilir.
Dolayısıyla karar kilitlenmesinin gerçek etkisi, yalnızca kaç kararın alınamadığıyla değil, alınamayan kararların şirket açısından ne kadar kritik olduğuyla anlaşılır.
Eşit ortaklık yapıları neden daha dikkatli planlanmalıdır?
İki kişinin yüzde 50'şer pay sahibi olduğu bir şirket ilk bakışta dengeli bir ortaklık modeli gibi görünebilir. Her iki ortağın da eşit ekonomik haklara sahip olması, taraflar arasında adalet duygusunu güçlendirebilir.
Ancak karar alma mekanizması ayrıca planlanmamışsa aynı yapı ciddi bir kilitlenme riski de yaratabilir.
Ortaklardan biri “evet”, diğeri “hayır” dediğinde gerekli çoğunluğun sağlanamadığı konular ortaya çıkabilir. Bu durum bir kez yaşandığında genellikle yönetilebilir olsa da anlaşmazlığın süreklilik kazanması şirketi karar alamayan bir yapıya dönüştürebilir.
Buradaki sorun yüzde 50-50 ortaklığın kendisi değildir. Asıl sorun, eşit güç durumunda ortaya çıkabilecek anlaşmazlığın nasıl çözüleceğinin önceden belirlenmemiş olmasıdır.
Benzer risk yalnız eşit paylı ortaklıklarda da bulunmaz. Şirket sözleşmesinde bazı ortaklara veto hakkı verilmesi veya önemli kararlar için yüksek çoğunluk aranması hâlinde daha farklı pay dağılımlarında da karar kilitlenmesi ortaya çıkabilir.
Şirket sözleşmesi uyuşmazlık çıkmadan önce neden önemlidir?
Ortaklık ilişkilerinde sözleşmeler çoğu zaman şirket kurulurken hazırlanır ve şirket faaliyete başladıktan sonra uzun süre yeniden gündeme gelmez. Oysa ortaklar arasındaki ilişkinin nasıl işleyeceğini belirleyen hükümler, özellikle uyuşmazlık dönemlerinde önemli hâle gelir.
Şirket sözleşmesinde kanunun izin verdiği ölçüde karar alma düzeni, yönetim yapısı, bazı ortaklara tanınacak haklar ve ortaklıktan ayrılmaya ilişkin mekanizmalar düzenlenebilir.
Bunun yanında ortaklar arasında ayrıca hazırlanabilecek sözleşmelerle de tarafların ticari ilişkileri daha ayrıntılı biçimde ele alınabilir.
Örneğin ortakların belirli bir konuda anlaşamaması hâlinde önce müzakere yapılması, bağımsız bir kişinin değerlendirmesine başvurulması veya belirli koşullarda payların devrine ilişkin süreçlerin devreye girmesi gibi yöntemler üzerinde önceden çalışılabilir.
Burada önemli olan tek bir “standart kilitlenme maddesi” kullanmak değildir. Şirketin faaliyet alanı, ortak sayısı, pay dağılımı, yatırım yapısı ve ortakların şirkette üstlendiği roller birbirinden farklıdır.
İyi tasarlanmış bir karar mekanizması, uyuşmazlığı tamamen ortadan kaldırmaz; ancak uyuşmazlığın şirketi işlemez hâle getirmesini önlemeye yardımcı olabilir.
Karar kilitlenmesinde en sık yapılan hatalar nelerdir?
İlk risk, ortaklar arasındaki kişisel anlaşmazlık ile şirketin hukuki mekanizmasını birbirine karıştırmaktır. İki ortağın ilişkisinin bozulmuş olması, şirket adına yapılacak her işlemin otomatik olarak geçersiz olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde şirket organlarının usule uygun karar almaya devam edebilmesi, ortaklar arasında ciddi bir sorun bulunmadığı anlamına da gelmez.
Bir başka risk, şirket adına tek taraflı hareket etme yetkisinin olduğunun varsayılmasıdır. Ortak olmak ile şirketi temsil etmeye veya belirli kararları tek başına almaya yetkili olmak farklı hukuki konulardır.
Karar yeter sayılarının yanlış değerlendirilmesi de önemli sorunlara yol açabilir. Bazı kararlar olağan çoğunlukla alınabilirken, şirketin yapısını önemli ölçüde etkileyen bazı kararlar için daha yüksek çoğunluklar aranabilir.
Toplantı çağrılarının, gündemin, oy kullanımının veya karar kayıtlarının usulüne uygun tutulmaması da daha sonra kararların geçerliliği konusunda ayrı uyuşmazlıklara neden olabilir.
Bu nedenle ortaklık çatışması başladıktan sonra yalnızca ticari stratejiye değil, şirket organlarının hukuken doğru şekilde işletilmesine de dikkat edilmesi gerekir.
Kilitlenme uzun süre devam ederse ne olabilir?
Geçici bir anlaşmazlık çoğu şirkette yönetilebilir. Ancak ortaklar arasındaki uyuşmazlık şirketin temel kararlarını sürekli engelliyorsa durum daha ciddi hâle gelebilir.
Şirket yatırım yapamayabilir, yöneticilerini belirlemekte zorlanabilir, finansman kararları gecikebilir veya önemli ticari fırsatlar kaçırılabilir. Süreç uzadıkça çalışanlar, tedarikçiler, müşteriler ve şirketle finansal ilişki içinde bulunan kişiler de belirsizlikten etkilenebilir.
Bazı ağır uyuşmazlıklarda ortaklıktan çıkma, çıkarılma veya şirketin sona ermesine ilişkin hukuki yolların tartışılması da gündeme gelebilir. Ancak bu seçeneklerin koşulları şirketin anonim veya limited şirket olması, şirket sözleşmesindeki düzenlemeler ve somut olayın özelliklerine göre değişebilir.
Bu nedenle şirketin feshi gibi en ağır sonuçlar, her ortak anlaşmazlığının doğal veya otomatik sonucu olarak görülmemelidir.
Amaç mümkünse şirketin ticari değerini koruyarak uyuşmazlığın yönetilebilmesidir. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ise hangi hukuki seçeneklerin bulunduğu ayrıca değerlendirilir.
Hangi noktada profesyonel hukuki değerlendirme gerekir?
Şirket ortakları arasında görüş ayrılığı başladığı anda her uyuşmazlığın mahkemeye taşınması gerekmez. Ancak bazı işaretler hukuki incelemeyi daha önemli hâle getirebilir.
Genel kurul veya yönetim organlarının uzun süre karar alamaması, kritik yatırımların sürekli engellenmesi, ortaklardan birinin şirket yönetiminden dışlandığını ileri sürmesi, temsil yetkisinin tartışmalı hâle gelmesi, şirket kayıtlarına veya bilgilere erişim konusunda sorun yaşanması ya da ortaklardan birinin şirketten ayrılmak istemesi bunlardan bazılarıdır.
Benzer şekilde şirket sözleşmesindeki oy oranları, veto hakları, pay devri hükümleri veya ayrılma mekanizmalarının nasıl uygulanacağı konusunda farklı yorumlar bulunuyorsa belgelerin birlikte değerlendirilmesi gerekebilir.
Bu noktada hukuki incelemenin amacı yalnızca “hangi ortak haklı?” sorusuna cevap vermek değildir. Daha önemli olan, şirketin karar mekanizmasının hangi noktada tıkandığını ve mevcut hukuki yapının hangi çözüm yollarına izin verdiğini belirlemektir.
Ortaklık Kurulurken Anlaşmazlık İhtimali de Planlanmalıdır
Şirket ortakları genellikle işe başlarken büyüme, yatırım ve başarı ihtimallerini konuşur. İlişkilerin bozulabileceği veya önemli konularda anlaşmazlık çıkabileceği düşüncesi ise çoğu zaman ikinci planda kalır.
Oysa güçlü bir ortaklık yapısı yalnız ortakların anlaşabildiği dönemler için değil, anlaşamadıkları dönemlerde de şirketin çalışmaya devam edebilmesi için tasarlanmalıdır.
Karar yeter sayıları, yönetim yetkileri, pay devri mekanizmaları ve olası çıkış yolları kuruluş aşamasında ne kadar açık düşünülürse, ileride yaşanabilecek uyuşmazlıkların şirket faaliyetlerini tamamen kilitleme riski o ölçüde azaltılabilir.
Şirket ortakları arasındaki anlaşmazlık her zaman önlenemeyebilir. Ancak anlaşmazlığın nasıl yönetileceğinin önceden belirlenmesi, kişisel bir çatışmanın şirketin tamamını işlemez hâle getirmesini önleyebilecek en önemli kurumsal tedbirlerden biridir.


