Venera """ işte böyle başlıyor benim hikayem """ Bölüm 10
Kendilliğinin sınırlarını özgünce aşar ve sınırsızca sever VENERA...
Kuantum manyetizma, evrensel enerji,psikolojik astrolojik bakış , human design açılım, psikoterapi. Spirütüel yolculuk…..

"""""""""------------------""""""""""
Ben kimim ? gerçekten biliyor muyuz bu sorunun cevabını??? Netlikle ifade edebilir miyiz bu soruda kendimizi.. Yoksa çok şey yazıp da cevap veremeyeceğimiz sorularak kalmaya devam mı eder bu soru ve cevaplarını arayışımız aslında?
Peki biz kim değiliz?? kim olmadık ? kim olmamalıyız? Hakikatımız nedir? Bilinen mi, bilinmeyen mi? Peki yapmamız gerekenler nelerdir? Hadi bir liste yapalım da kurallarımızı belirleyelim ..... Peki ya yapmamamız gerekenler nelerdir ??? buna yazacak çok şey bulur, listemiz daha da uzar değil mi......
Ben kimim? Yıllardır olduğu kişi olduğuna kendini inandırmaya çalışan o hiç büyümemiş minik kız çocuğuydu Venera . 5 yaşında kendini annesinin kaderini yaşamaya bırakan, içindeki saflığı ve ışığı orada unutan ve her gün öğretilerle biraz daha biraz daha biraz daha dünyaya haps edilen o küçük kız çocuğuydu Peri kızı Venera. Hayata yemyeşil gözlerle bakan, cesur, içinde ateşli bir kalp taşıyan, sımsıcak bir varlığın içinde olduğunun hissiyatında ve edineceği bir çok kimliğin altında saf ve masum bir kalp taşıyan kendine has bir minik kız çocuğunu gönlüne koyarak büyümeye yol alan ve bu gün şimdi, kendine münhasır pırıltılı bir kadın, avukat, ressam, vs birçok yönüyle daha anılacak bir varlık, kuantum manyetizma ailesi üyesi, yazar, evlat,….. birçok kimliği olan bir varlık …. Esasında ruhunun ve içsel yolculuğunun ne anlama geldiğini anlamaya çalışan, yaşam yolculuğunu keşfetmeye ve anlamaya çalışan bir öz varlık. Derin ve saf seven ve de içsel karanlığında kaybolmadan eşsiz ve tertemiz ışıkları ile aydınlanmaya çalışna bir minik aslan parçası. Ve şimdi kendi olmaya ve yeniden yapılanmaya ve de hayatını yeniden kurmaya, kendine ait kılmaya hazır. Hep yeniden başlayan bir döngü gibi gelse de ilk kez bu döngünün içindeki spiralin farkında, yolundaki öğretilerini görmeye hazır ve de burdayım diyecek cesarete sahip bir bütünün en has haliydi Venera. Ben de varım ve buradayım diyordu. Kendi olmaya ve kendi hayatına sahip çıkmaya hazırdı. Duygularına ve kendine sahip sarılmaya ve var olmaya ve her anın tadını sevgiyle çıkarmaya vardı peri kızı. Sevgisiyle sevgileri dokumaya ve her anında sevgi ile hayata ve kendine dokunmaya vardı .
Kendinin farkındaydı artık ve kendi kararlarını alıp yol almaya da hazırdı. Sevgiyle yol alıyordu nihayetinde, içsel yolunun özgür alanında ve gönlünce eserek. Gönlüne ve gönlündekine.
Her günün kendine has bir duygu ritmi vardır. İnsanız ve her sabah yeniden başlarız yaşama ve de yaşamaya. Bu başlangıçların farkında olabilmek ise bambaşka farkındalıklardır. Her gün doğumu muhteşem bir uyanıştır. Her gün yeniden tanımaktır kalbini. Sessizliği dinlemektir. Yeterince çaba verdiysen eylemin yönünü izlemektir ve de eylemlerinin sonuçlarını almaktır.
Kalp her gün atar, atar atar ve kalbin ritmi hayatının yönünü belirler.. yaşamın içinden sakince akmayı sağlar ve de sakince akar yaşam; sakinliğe doğru ilerlemeyi bilirsen…. Yapılacak en doğru şey sezgilerine kulak vermektir ve de kalbinle yürümektir. Kalp bilir, Ruh fısıldar ve bunları duymak için yeterince sessiz olabilmeyi sağlamak da bize düşer.
Kendi içsel sessizliğinin o eşsiz alanında ruhunu dingin hissetmeye başladığı bu günlerde; her kendine yaklaşımı ona özgürlük gibi gelse de duygusal ihtiyaçlarının da farkına varır hali yüzeye çıkıyor. Kalbi sevgiye aç, kalbi dokunulmaya aç, duygusal açlığının dışardan gelmesine ihtiyaç duyuyor olma sebebi neydi? Neydi ihtiyaçlarının yüzeydeki karşılığı ? Yazarken belirginleştiğini hissettiği korkuları nelerdi? Yüzleşmekten korktuğu ve de hep ertelediği kendi miydi? Kaçtığı kendi özü müydü? Kendini daha az neden sevesin ki? Neden sevgisinden şüphe duysun ki? Her an istisnasız yanında olan kişi kendisi değil miydi? Önce korkularıyla yüzleşmesi ve kaçtığı korkularının görünür olması çok önemliydi; yıllardır peşinden koşan ve halen onları tam olarak alıp saramadığı yaralarını sarma vakti gelmişti. Nedir esas korkuları ve nerede acı hissettiyordular; yalnız kalmak mı?yalnız bırakılmak mı? Terkedilmek mi? Duygusal bağımlılık mı? Sevilmemek? Görülmemek? Sahip Çıkılmaması mı? Değer verilmemesi mi? Görünür olamaması mı? Bir kişinin hayatındaki yerinin tam olarak belli olmaması mı?
Yaraları nelerdi? Şifalanmaya ihtiyaç duyduğu acıyan yerleri nelerdi? Saygı duyulmadı, aşağılandı, iftiraya uğradı, görülmedi, anlaşılmadı, dinlenmedi, sevildiğini hissedemedi, hep yalnız hissettir, ilişkilerinde sürekli yükler yüklenildi, susması istendi, şefkati istendi, elinden tutulmaya hasret bırakıdı... Kullanıldı mı? buna izin vermeye mi itildi? kullanılmaya izin verirken buldu kendisini ve yabancılaştı varlığındaki kişiye. Görmezden geldi ve görmezden gelindi, yerimi bilemedi, yerini bulamadı, öncelikleri olamadı hiç kimsenin ve kendinde kayboldu; kendi önceliği de olamadı . Bir hayatın içinde o hayatın konuk oyuncusu gibi tutuldu ve de hep Ondan durması beklenildi, istenildi, harekete değil, ileriye doğru gitmesine değil, durarak birilerine can vermesi istendi. Oysa ki Venera; yek pare kalbinin, varlığının her halinde öüzmdeyeceği sevgi ile atan kalbinin istenilmesi, özlenilmesi ve de sevilmesinin arayışında oldu . Yazarken bakıyordu da şimdi; gerçekten nerede nasış bir hayat yaşadığını da görme şansını kendine vermiş oluyordu aslında, kendi hayatının baş rol oyuncusu olamamışım hiç dedi gözleri sulandı ve içine aktı gözyaşları ve ilk kez kendine eşlik etti sadece hislerini izledi ; hayatının hep yedeğindeki oyuncu, konuk oyuncu veya figüran olmuşu ve de kendini sürekli acıtmışı ve acıya duyarlı hale gelmişi. Acı onun içini, varlığını bükmüş ve de acıtmıştı onun bütününü yoğun şekilde. Yaraları iyileşmeden iyimserlikle yeni yolculuklara çıkmış olduğunun farkındalığını yaşadı, güçlü görünmek için veya güçlü olduğuna kendini inandırmak için kendi yaralarına basmış olduğunu anımsadı. Bugün görünen yaralarına sahip çıkıyordu artık ve de kendine şifa vermeye değer görüyordu. Yaşamında ilk kez kendini önceliğine alıyordu. Yaralarını şifalandırma ve şifa bulduğu yerden de şifa verme zamanının geldiğini görebiliyordu. Aslan kalbinin doğduğu ayın burcundaki en keskin dönüşümünden kendine dönme, kendine sarılma vaktinin gücünü buluyordu içinde ve sarıyordu kendini şu anda. En derin içsel yaralarından başlayarak. Sesinin duyulmadığı, konuştuğu ve anlaşılmadığı o anlara şifa enerjisi gönderebiliyordu şimdi. En derin benliğine sarılıyor ve kendini besliyor olabilmenin rahatlığında, en saf alanının sevgisi ile özüne şefkat verebiliyordu o anlarda.... Işığının, yaratıcısının ve ilahi olanın saf alanında dinlenerek ve de sarınarak öze seviyorum kendim seni diyebildi ilk kez. En saf sevginin alanında ışığa teslimdi. Yüksek enerjili varlıklara bırakıyordu kendini. Neptün’ün maviliklerinden gerçekliğinin netliğine sarılmak dileğiyle.... aktı yolunun sarsıcı taşlarına. Hayallerinin gerçeklikle buluşması netliğini kalbinde hissetmek dileğiyle. Kalbinin sevgisi ile önce kendini, sonra kalbinin aktığı yerlere sevgi gönderiyorum diyebildi özgürce.
Yaşamımızın her alanında; ne olursa olsun karşılıklı bir al ver ile ilerler yaşam ve deneyimlerimiz; Bazen her şey ters düz olur ve de akmaz olur düzen ve bir bakmışız ki bekliyoruz… Her ne ise beklenen tüketir insanı azar azar. Bir mesaj, bir söz, bir haber, bir cevap…. Beklenti kalbin azar azar ölmesidir…. Belki de soluksuz kalmasına sebeptir. Kalp sevgiyle akarken, sevginin de aynı esneklikle akmasını bekler, ister, özler. Bu beklenti yaşamda ölümdür. Yaşarken ölmektir bir diğer şekliyle. Beklemeden sevgiyle akmalı sözler, kelimeler, seven kalp sevdiğini bekletmeden akabilmelidir. İsteğini, ihtiyacını sevgiyle evrene bırakıyordu ve de diliyordu ki kalbini bekletmeden gelsin o ihtiyacı olan dokunuş….....
Herkesin bir hikayesi vardır ve de hikayeler hep farklı yaşanır olması beklenildiği ve de istenildiği gibi değil yaşanması gerektiği gibi… ! Hikayelerimize sahip çıkmak ve hikayelerimizi zenginleştirmek için çabalanıyor olmasıdır doğal olan.... Canlı tutulmalıdır hayatın içindeki renkler..... Ve işte hayatının canlı tutulacağı renklerin bulduğunu düşündüğü bir sayfada Periçe kendine farklı bir yaratıcılıkta yol alır ...
""""" Dövme sanatı; çoğu zaman basite alınan ruhun sancısının resme sarıldığı ve bedene nakş edildiği derinliğin tene işlendiği sanat... iğne ile boya ile yapılan resim gibi algılanır ve küçümsenir bu sanat çoğu realist bakışların bakış açısından .... insanlığın bilinçsiz kesimi tarafından yargılanır ve ayıplanır hatta ... ve aslında hikayelerimizi bedene kazımak ölümsüzleştirmek için kullanılan bir sanat olduğunu bilemez, anlayamaz ve hayal edemezler.. Kazınacak hikayesi olan acıyı derinde hissetmiş insanların örtüştüğü her acısını ölümsüzleştirmeyi tercih ettiği bir sanat dalı olması tercihen uygulanan bir tutkulu eylem ile ve icrata dönüşen ,mutlu eden bir ölümsüzlük anıtı yaratmak gibi geriye doğru kalıcılık taşır.… Bu sanatı icra eden eşsiz ve de kalpleri sevgi dolu muhteşem insanlar gibi: Ki benim bedenime sevgi dolu nazik ve de ruhsal dokunuşları ile ilham olarak hayat hikayemi şefkatle nakş eyledi bu insan, ruhunun o saf ve eşsiz titreşimi ile…. ""NG"" olarak tanınan bilinen güzel bir ruhun sanatı icraata dönüştürebilmesini iyi bildiği ve bu bilmenin dışında özgün, hissedebilir olmak ve resmettiğinin canlandığı ve yaşama karıştığının görebilir olmanın yüreğine verdiği derinliği sanatına aktarabilme iradesini gerçekte kullanabilen eşsiz bir ruh ile hikayesi tenine kazınmaya başlandı Venera'nın...
“””İşte Benim Hikayem böyle başlıyor”””” demiş ve bunu ensesine yazdırmıştı; ve de ruhuna kazımıştı, kazıtmıştı. Sonrası bu hali bir bütünlükle hikayeye dönüştü ve sembollerle koluna kazınmaya, nakş edilmeye başlandı.... Henüz bitmemiş bir hikaye olsa da; şu ana değin ilerlemiş olan dövmesinin hikayesi; temeli ruhunun ilerleyen döngüsü ve fısıltıları ile yol buluyordu…. Tüylerle dizayn edilen meleklerin fısıltısının ve sırtına konan çakraların renkli enerjisel örtüşmesinin, spiritüel alanının ruhuna uygun işçiliğindeki kusursuz çizgileri ile İlhama ahenkle yön ve detay veren Nikita Ghinkul'un sevgi dolu yüreği ile hassas çalışmasına teşekkür etmeyi de bu dizelere eklemek ve şükranlarını sunmak da tam da vakti gelen bir teşekkürü yerinde edebilmektir....
Venera, yaşanmışlığını ve de yaşanmamışlığını tenine nakş etmeye başladığında duraksız bir hikayeye dalıvermiş ve ilk tüyünün ardından ve onun devamında da sağ eline baş parmağına dolanan çok hoş bir kanadın tüyünü boncuklarıyla kenetleyip başladığı hikayesine akışını dizayn etmeye ve yaşamından bedenine bir yansıma olarak sürüp gitmeye başlamıştı ; Dövmeye konu olan hikayesi devam ettikçe yeniden kendine başlayan kendininin yeniden doğuşuna sahne olacaktı vücuduna işlenen semboller ve o tüy nakş edilirken bedenine; hayatına varlığı ile onun için beden bulmuş eril enerjilerinin isimlerini yazmak da Venera için kalbinin seçimiydi. Kardeşi ve minik oğulları ; ki biri yaşam yolculuğunda ona kardeş olarak doğarak var olmuştu, diğeri sıkışıp kaldığı hayatta sıçrayışla kendine dönmesine vesile olmuş yaşam ışığı olmuş minik "Kum Tanesi " ve bir diğer hava elementi minik oğlan ve nihayetinde hayatının erkekleri idiler….. Her ilerleyişi yeniden keşif idi ve Lotus çiçeği yeniden başlamak ve sıkışıp kalmış alanımdaki hareket enerjisini anlatacak olan o muhteşem benliğinin esintilerini koluna yerleştirmek onu daha bi kendini tanıma deneyimine çeker olmuştu. Ve beraberinde boynuna bir resim dizayn etmiş ve nakş etmişti. Her yeni nakş hayatında yeni bir aydınlanma oluyordu ve hayatın rengini yakalamaya başlamıştı …
"""Kelebekler""" ruhunun her detayında var olmakta idi. Kendinin güzel bir ruh olduğu gerçeğini görmeye başlama zamanının da ötesindeydi artık. Ve lotus çiçeğine de bir kelebek konuverdi usulce. Zamanın getirdiği eşsiz bir kelebek idi o. Zaman ona kelebekler ile ruhsal ilerleme bahşediyordu. Ruhsal arınması ve ruhsal ilerlemesi muhteşem bir döngüdeydi. Ve işte o muhteşem güç ve dönüşüm sembolü, ANKA KUŞU ‘nun içindeki hissi ile yerini bulma zamanı da gelmişti. Her hissiyatın yerini ve zamanını bulabilme ilerleyişi ile öyle güzel hizalanıyordu ki; hisleri ilahi olanla eş zamanlı yürüyor, yaşıyor ve de nefes alıyordu. Anka Kuşu ona özel formda çizilmiş ve bilinenden farklı bir kıyafet giymiş, kanatları dahi onun için özel tasarlanmıştı, Ateş gibiydi tıpkı Periçe gibi . ATEŞ’in güçlü etkisi ile sarmıştı sağ yanından bedenini ve o har har yükselen alevleri dönüyordu etrafında ve de sarıyordu bedenini ve kalbinde büyüyen sevda ateşi gibiydi , sihrin eşsiz yansıması idi ….sihirli bir oluşumdu bu ve büyülü ruhunun yazgısıydı bu. Ve yeşil zümrüt taşları ile kadim güçleri de yansıtmıştı bedenine.. Eksen doğruları dolu dizgin nakş eyleniyordu bedenine ve de ruhundan kalbine, kalbinden bedenine yol alan Venera'nın, ben de varımın en etkin yansıması ile var oluyordu kendi sahnesinde . İçinin ışığı yansıyordu dışına, gözlerinden, bedeninden ve de renklerinden .Ateşini yükselten o değişim ve dönüşüm rüzgarı durulmaya ihtiyaç duyarsa diye biraz su ekledik ve su elementi ekledik ve de yeni ay sembolü, Periçenin Ay burcunu ifade eden derinliklerini ve de derinliklerinde esen dalgalarını, duygusal zekasını ve duygusal kimliğinin yansımasını ifade eden bir benlik algısı ile her şekilde onu kendi yapan duygularının sembolleri ay gezegeninin parçalı oluşumlarında ve Periçenin iç sezi, ön sezi ve sezgilerinin görsellerinde hayat bulmaya başlamıştı. Hayatını eline aldığını bilmek muhteşem bir duyguydu. Öğrenmek nefes aldığı anların gökyüzü ile uyumunu, ilahı olanla uyumunu ve özel bir varlık olduğunun gerçeğini…. Hayatının ona özelleşiyor olduğunu…. Sonra bi arı maya ve minik arısını ve de kırmızı uğur böceğini nakş ettiler… Evrenin döngüsünde olmazsa olmazı anlatan ve de varoluşun evrimsel özünün kaynağını ifade eden arıların o eşsiz döngüsünü anlatan arıların varlığı yaşamımın kendisi idi. Dişil enerjisini hatırlamak ve de yaratıcı ve devam edebilir olduğunu bilebilmek için aidiyetinin özünde var olan kendinin en temel yansıması idi arılar. Kraliçe arı gibi hayat verebilmek olduğuna, olacağına ve de ondan olabileceklere ….Kendi döngülerini yaşıyor olmanın bilinebilir hallerinde olmak ve de gelişmek çok muhteşem bir duyguydu. Kaderini kendi mi yazıyordu elleriyle ve de ruhunun yazılımıyla? Yazılmış kaderini okuyabilmeyi mi öğreniyordu? kimdi periçe aslında? Evren onun kendi içsel sorgulamalarına cevaplar vermeye başlamıştı ve aslında o okumayı daha yeni öğreniyordu.
Haklı olmayı değil mutlu olmayı seçmeye başlamıştı ve belki de hayata dair öğrenilmesi gerekli ilk prensip de buydu. Mutlu olabilmeye odaklanmak…. Öğrenilmiş çaresizlik büyük bir kayıp ruh yankısı idi ve bu kayıp ruhlarla doluydu yaşam alanımız… Venera'nın yaşamında bu çaresizlik alanlarına yer yoktu ve de olmayacaktı. da….
Aradığı şeyin kendisi olduğunu anlamak …Yolunun ilahi olanla bağlı olduğu temalardan birisi idi….Ruhunun hikayesine güveniyordu. Attığı her adım, onu olması gereken yere taşıyordu….Güneş de parlayan yıldızı Kuzey ve güney ay düğümleri arasındaki hattında olması gereken ona doğru ilerlerken düz hattından su ve ateş elementleri ile harmoni olarak ahenk ve uyum ile ilerlemesini söylüyordu. Nerden geldi, nereye gidiyordu ve varması gereken yer, yaşam yolunda akması, varması gereken yollarından geçiyordu... Her hayat kendine özgüdür ve keşfe değer yollar ve yaşamlar hazine gizlidir aslında; sadece bunu keşfe hazır olmamız ve kendimizi keşfi hak ettiğimizi bilmemiz kalbimizde görünür parlaklıkta olmalıdır…. “” Çekilip kabuğuna inci ol; varsın derinden seni nefesi yeten çıkarsın…”” inci olup gün ışığına sarılmaya hazırdı Venera ..... Nefesini kendi olmaya adıyordu. ""Ruh’umun yolu beni hep özüme götürür"" diyebiliyordu sonunda....
Venera yaşam yolculuğunda yol aldıkça anlamlı anları da paylaşmaya değer anıları da artıyordu ve okumaya devam edene anlatacakları da çok paha biçilmez mucizeleri anlatıyor olacaktı......


